Kendimize Gülümsemek
İnsan olmak zordur deriz bir sorunla yüzleştiğimizde. Beynimiz ve ruhumuzda ne kadar kokuşmuş hücre varsa o hücrelerin vebalini insanlığa atarız. Ve kaldığımız yerden devam ederiz, bildiklerimizi okumaya. Kendimizce savunmalar üretiriz kendimizi haklı çıkarma gayreti içerisinde.
Acaba gerek var mıdır, bu savunmaları yapmaya?
Veya anlamsız savunmalarımızı birilerinin dinlemesine gerek var mıdır?
Hepimiz herkesi şekillendirir, kendimizce bir kategori içerisine yerleştiririz. Ama ne hikmet ise kendimizi asla sokmayız ve sokulmasına izin vermeyiz bu kategorilere.
Kendimizi her zaman tarafsız ve sağduyulu görürüz. Ama bizden başka herkesin bir tarafı vardır ve herkes önyargılara sahiptir.
Yaptığımız işlerde en iyisinin kendimiz olduğunu düşünürüz. Ama geldiğimiz noktada birçok insanın emeği ve alın teri var mıdır yok mudur asla umursamayız.
Bu düşündüklerimi herkes eminim hissetmiştir.
Evimize girdiğimizde, işimize gittiğimize, eş dost ortamında arkadaşlar ile buluştuğumuzda, sokakta yürüdüğümüzde, bir maç seyrederken kendimizi kaptırdığımızda velhasıl hayatın her aşamasında farkında olmadıklarımızın farkındaymış gibi davranma gayreti beni hep düşündürmüştür.
Verdiğimiz selamı, bakışımızı, tebessümümüzü ve davranışlarımızı neden her defasında değiştiririz ki?
Neden A kişisine bakışımız farklı, B kişisine farklıdır?
Neden tebessümümüzde bir içtenlik ve sıcaklık yoktur?
Neden verdiğimiz selamda içtenlik ve sıcaklık yoktur?
Neden dost yaren gibi görünürde birbirimize güvenmeyiz?
Neden insan kalabalığında yalnızlık çekeriz?
Neden, neden, neden?
Binlercesini sıralamak mümkündür bu serzenişlerin.
İnsanız ya hani o aklıselim olan dünyanın en gelişmiş canlısı. Çöz çözebilirsen hadi?
Sözün etkilisi kısa ve candan olandır derler. Eh insanın en iyisi de özü ve sözü bir olandır şüphesiz.
Ruh ve ten ortaklığı dışında insanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik akıldır.
Peki, akıl tek başına yukarıda bahsettiğimiz serzenişlere cevap verecek yetiye sahip midir?
Şimdilerde köşe dönenleri, üçkâğıtçıları ve kolay para kazananları akıllı, alın teri ile zor geçinenleri aklı noksan olarak algılamak aklın hangi halidir?
Bu sorguların ne sonu gelir ne de içinden çıkılır. Aslında vurgulamak istediğim esas konu sağlıklı gülümsemek. İçimiz ve dışımızın aynı ahenkle karşımızdaki her canlıya aynı güzellikle tebessüm etmesi. Mutlak menfaat karşımızda ki insanın ruh, ten ve akıl birlikteliğinin sağlanması olmalıdır.
Ne insanları ne de kendimizi şekillendirmeden, yaratılan her şeyi yaratandan bilerek, hoşgörü içerisinde olmalıyız. Tabii ki yaratılan her canlı birbirine benzemeyecek. Herkesin huyu, davranışı, inanışı ve düşünceleri farklı farklı olacak. Herkese aynı ölçüde davranmak aslında en büyük adaletsizlik olsa gerek.
Karşımızdaki kişiyi aynamız olarak görmeli ve ondan yansımalara bakmalıyız. Karşımızdaki şahsa yansıdığımız kadar aynada görüntü oluşmuyor ve yansıdığımızca geri yansıma olmuyorsa yansıdığı ölçüde bakmaya devam etmeliyiz. Kimseye olduğundan ne fazla ne de az değer vermeliyiz. Hak edene hak ettiğince yaklaşmak gereklidir. Unutmamak gerekir ki bir kişiye olduğundan fazla değer verdiğimizde o kişinin ne oldum delisi olması halinde kendine ve çevresine vereceği zararlardan en az onun kadar sorumlu sayılırız.
Artık insanlığa suç atmak yerine insan olan kendimizde kabahati aramak ve o kabahatlerin bertaraf edilmesi yönünde gayretler içerisinde olmak durumdayız.
Kendimize sağlıklı gülümsemediğimiz müddetçe karşımızdakine nasıl sağlıklı gülümseyebiliriz ki?
Önce gözümüzü, kulağımızı, elimizi, ayağımızı, ruhumuzu, beynimizi, vicdanımızı, onurumuzu, haysiyetimizi, egolarımızı, aklımızı ve tüm duygularımızı kendimizden arındırmalıyız. Kalbimizin ruhumuz ve beynimizle aynı çizgide buluşmasını sağlamalı ve önce kendimize içten bir gülümse kondurmalıyız. Çünkü bunları başardığımızda o gülücüğü hak ettik demektir. O zaman karşımızdaki insana gülümseme hakkımız doğar ve o zaman karşımızdaki insan biz olduğumuz için mutlu ve huzurlu olur.
Sizce kendimize gülümseme zamanı gelmedi mi?
Ünal KAR
